30 Aralık 2009 Çarşamba

MERAK.

metrobüste bi adam var her gün 5.00-5.30 gibi işten dönüyor. edirnekapı civarında yollarımız kesişiyor. metrobüste en arka koltuğa diziliyoruz. hep aramızda 2-3 koltuk oluyor. ve bu adam yanında oturana başlıyor anlatmaya - tüm bunlar ABD tezgahı memleket elden gidiyor..... merak ediyorum kim? umuyorum bir gün yanyana oturucaz bana da anlatmaya başlıyıcak.. tüm bunlar ABD tezgahı..
kadıköyde biri var. son bi kaç aydır valizleriyle yaşıyor kadıköy sokaklarında. hep Bambi'nin karşısındaki bankta oturup bir şeyler yiyor. ya da ben o sırada oradan geçiyor oluyorum. merak ediyorum kimdir?
Cerrahpaşa Nörolojide bir nörolog var. Her pazartesi aynı kazağı giyiyor.Pazartesi günleri görüyorum hep aynı kazakla, krem rengi, boğazlı.. Merak ediyorum salı günleri ne giyiyor?
Merak ne garip kelime.
Merak işte.

13 Aralık 2009 Pazar

hadi ordan!

birisi "olur öyle" derse "hadi ordan" de!
birisi "hadi ordan" derse "olur öyle" de!
birisi her hangi bir şey söylerse de; ya "hadi ordan" ya da " olur öyle "de! ve günler geçsin.
birisi bir şey sorarsa "çok meşgulüm" de ,
birisi fikrini sorarsa "farketmez" de ve geçsin günler
birisi bir şey söylemezse sen de söyleme,
birisi bir şey sormazsa hiç ilişme, günler geçer.
birisi bir şeyi sormazsa siktir et, bu günler geçici ki zaten.
amaa ya birisi "bir şeyi" sorarsa..sıçtın.geçmez ki günler.

12 Aralık 2009 Cumartesi

olur öyle

kasmaya lüzum yok, "olur öyle" yle bir ömür geçer :D ki hayat bitici bir meret. itici, çekici, kuyumcu gibi işte bu da bitici.
yok öyle huriler nuriler falan göğün 7 kat üstünde, sırat koyiyim tur at halatı da yok, bitti mi bitiyor. aha burdan da yazıyorum mezarıma kimse gelmesin, lan ben orda olmayacağım ki. geçen arefede tüm ahali anneannemin mezarına gitti bi ben gitmedim. kuzenim anneanneme gelmediğini söyliyicem dedi, "zahmet etme ben burdan söylerim ki" dedim. aha burdan da itiraf ediyorum yalan söyledim. anneanneme hiç bi şe söylemedim öldüğünden beri. o yok ki.
yeni öğrendim küçük çocukların "çocuklar ölmez" diye bir inancı varmış. ne güzel savunma lan. çok interaktif bir yazı olmakta şu satırlar. ablam ben bunları yazarken bilgisayarın tepesinden ben de küçükken "küçükler günah işlemez" diye inanırdım diye pası gönderdi. tüm bunlar olurken mavi yazar arkadaşımız facebok kanalıyla "olur öyle" nin hikayesini anlattı:"cem yılmaz askerde psikiatra gitmiş anlatmış anlatmış adam da "olur öyle" demiş" . yok valla yazıya başlarken bundan haberim yoktu sayın okur. hem ben öyle mendebur bir psikolog muyum ki hastalarıma "olur öyle" diyeyim. onu kendime söylüyorum. hastalara olsun olsun " hayat bitici lan, ölcen sen, git evdekilere söyle 'doktor ölücen dedi' de" derim anca.
yazıya başladım başlayalı kaç dakika bitti, biticiliğe yenik düştü bilemedim. ben onu bilemedim. öldü yani. ey fani bunu okuyan sen de ölücen lan yakında hiç ölmiyicekmişsin gibi bakma ekrana. ÖLÜYORUZ! ama üzülme olur öyle arada.

19 Kasım 2009 Perşembe

işinim gücüm yok ki yani!

İşim gücüm yok mu yani hepten bu kadar boş mu yani. Bilmem anlatabildim mi: son günlerde halimi beğenmiyorum gidişimi. Postu kime serdiğim belli değil zor efendim. Daracık çıkmaz sokaklarım eften püften manzaram ah ah ah ufak tefek taşlarım günahım çok yaz efendim. Hepten bu kadar boş muyum yani bilmem anlatabildim mi. Zaafflarım kayıplarım güğümlerim kalaylarım kolay olur mu zor efendim. Bal düşümü bozmayın reca ederim!

16 Kasım 2009 Pazartesi


sigaranın külü çok uzayınca sigara küllüğe gitmez küllük sigaraya gelir! gel bul beni..

15 Kasım 2009 Pazar

Burnumun üstü kaşınıyor..

Burnumun üstü kaşınıyor, yine çok sakız çiğnedim. Hep can sıkıntısı.
C. benim yerimde olsa sokaklara çıkardı, sokakları sayardı, adlarını düşünürdü. Yeni isimler koyup yeni hikayeler yazardı o sokaklara. Ben yapamıyorum.
Hayır. Henüz majör değil ama depresifim. İnsanları düşünüyorum. Hikayesini bildiğim insanları. Hikayeler eksik, kırık, dökük. Kendimi o hikayelerde düşündüm, iğreti duruyorum. Kendi hikayemi düşünüyorum bu sıralar sık sık. Hayır o eğreti değil. Sadece sıkıcı, bu sıralar alabildiğine yalnız ve inişsiz, çıkışı da yok. Çıkışı gösteren de yok.
geçen gün ilk kez sokaklarda koşturmadan yürüdüm. yavaş yavaş. hiç bir yere geç kalmadım...
insan olmayan sokaklar istiyorum.
çıkıp yemek yiyebileceğim insan olmayan restoranlar istiyorum.
kimseyle göz göze gelmeyeceğim.
ne anlama geldiğini merak etmeyeceğim o bakışların.
sonra sokağın ortasına uzanıp sigaramı yakıp...
yok hayır yıldızları izlemiyicem, gözlerim kapalı olucak..
bu kadar!
kısa bir düş.
birazdan sokağa çıkıp bakıcam,
İstanbul beni duyabiliyor mu!

11 Kasım 2009 Çarşamba

ikilemlerim var!


ikilemlerim var. sokakta yürürken ve önümde iki bıçkın kadıköy yarması yürürken ve olabildiğince yavaş kalıbına yakışmayan adımlar atarken bu adımlar beni bir ikileme sürükler. bilirim adımlarımı sıklaştırıp önlerine geçsem, önlerinden yürüsem köşeyi dönünceye kadar kıçımı izleyecekler. arkalarından yürüsem yol boyu ya geçen gece kaç bira içtiğini ama bana mısın demediğini ya da aldığı laptopun anlamadığım özelliklerini dinleyicem. bilemedim ben onu.
ha bir seçenek daha var! sollasam mı sollamasam mı ikilemimi bu iki yarmadan birisinin farketmesi durumu. ki bu durumda da farkeden farketmeyenin koluna girip kenara çekerek "bayana yol versene öküz" temalı cümleler kuruyor. ama biliyorum öne geçsin kıçına bakalım kibarlığı bu. paranoyaklaştım mı acaba? sanmıyorum.

vs vs...ist... vs...

her günki yol düzergahımda Alkım Kitapevi var. evden çıkıyorum, sokakları geçiyorum, Alkım'ı da geçiyorum. vitrinine bakıyorum ve geçiyorum. Buraya kadar sorun yok. Sorun yok ama atladığım bir şey var. sokağa çıkarken biliyorum ki sokakta ya da evinde orada bir yerde O'da var. Ve atlayamadığım bir şey daha var. O da umut. Belki bugün karşılaşırız? Beşiktaş dolmuşuna biner? Belki yanında kız arkadaşı olmaz? Belki son anda dolmuşa yetişir tek kişilik yer kalmıştır. Yanında kız arkadaşı vardır.. Bu dolmuşta iki kişiye yer olmadığını görür...vs vs vs ... gerisi ise aynı yollardan geri dönüş. umutlar bir sonraki güne. yine. ve yine Alkım'ın önünden geçerim. yine vitrine bakarım. ve yine gidiş yolunda değil de dönüş yolunda o kitabun tanıtım afişini görürüm. " Başkasını seviyorum"....vs vs vs

10 Kasım 2009 Salı

aylak adam 50 yasinda!


Aylak adam yazılalı 50 koca yıl olmuş.. 50. yılının şerefine okunmalı-okutulmalı bu kitap. bu virüs bulaştırılmalı.
ben de ömrümün en aylak dönemini geçiridğim şu günlerde bir vefa borcu olarak Aylak Adam'ı tekrar elime alıcam. biliyorum eskisinden de çok dibe çekicek bu sefer. değer!

7 Kasım 2009 Cumartesi

3'lü kanepe bir de koltuk!

aylak bilim insani olarak evet yaptım bunu, salonumun kaç kişiyi kaldırabileceğini hesapladım! 3'lü kanepe sıkışarak oturunca 4 kişi alır, tekli koltuk adı üstünde tek okur otursa oraya, 4 tane sandalye var, etti 9.. himm blog okurlarında maviyazar ve merve tanıdık onlar yere otursunlar..9 kişi ayakta kaldı. hepinizi salonumdan seviyorum ama salonum 20 kişi almıyor. laaan 20 izleyicim olmuş sayın okur hayat ne garip di mi vapurlar falan :D
hele bir de bunun korsanı var, kitaba para vermeyip arkadaşınınkini okuyanı var, izleyici olmayıp bakıp kaçanı var desen nerden baksan 25-26 vardır.
dur bak tedirgin oldum, bilmeyene link vermeli. sayın üstad kaan sezyum'un yalancısıyım okurlar en güzel salondan sevilir der. yoksa ne yapıcam hepinizi salonumda! sevgiler!

biz halit mandalinalarını yiyoruz! ya siz?


sıkmalık aldığın portakalın susuuuz, posalııı, böyle içi geçmiş portakal çıkmasından hiç haz etmiyorum. pazardan alıyorsun sen bir tanesin diye ee ne oldu eve geldin bin tane susuz iğcik dolu içi.
yo yo yo fesatlaşmayın portakallardan erkeklere, ikili ilişkilere geçmiyiceğim. hele hele mersinli olmam-eskiden tüm oraların portakal bahçesi olması ve mersin erkeklerinin biraz.... neyse içiniz fesat...derdim portakallarla, yani en azından bugün.
mandalinalarımızın markası da gerçekten halit. çikita muz gibi. üstünde etiketi var. halit diye sevgilim hiç olmadı. fesat olmayın :D

29 Ekim 2009 Perşembe

mendebur meslek.

lütfen rica ediyorum biri beni acilen bu meslekten men etsin!
ne mendebur bir meslekmiş bu psikologluk..
bugun annemle kavga ettik. büyük bir kavgaydı. hala da artçıları yaşanıyor ev üssünde. kavga esnasında kavganın aslında en can alacılı noktasında annesinin kızı olarak, evin bir ferdi olarak yok olmadı sade vatandaş pınar olrak bir yorum yaptığım anda annem beni mesleki bilgimi kullanarak duygu sömürüsü yapmakla suçladı. ya ne alakası var.
geçen yine bir ortamda bir arkadaş, ki kendisiyle tanışalı 2 saat olmamıştı, geçmiş ve gelecek sevgililerime ya da varsa hali hazırdaki sevgilime şans diledi! mesleğimden dolayı sevgilimin işinin çok zor olduğunu dile getirdi. Biz psikologların 3. bir gözümüzün olduğunu ve olmuş-olacak her şeyi farkettiğimizi düşündüğünü de ima etti. Ki kurduğu cümlede var olan "varsa hali hazırda bir sevgili" imasını flörtöz bir ifade bularak derhal konuyu kapattım.
sevgili blog biliyorum ki buradan kitlelere seslenmiyorum ama bu yazıyı okuyabilecek olan bir kaç beyini aydınlatmak istiyorum, biz psikologların 3. bir gücü yok, fal bakma, medyumluk meziyetlerimiz de yok. ki öyle olsa aylardır iş arıyor olmazdım. beşiktaş rıhtımda bir elimle gül satar diğer elimlde zar falı bakardım.
"hanım kızım gel bir psikolog falı bakıversin ablacınnnn".

22 Ekim 2009 Perşembe

yaa serefsizim ayrildigim sevgilimin bile donus yapmasini bu kadar beklememistim.. ne zor seymis is basvurusu sonucunu beklemek :(

13 Ekim 2009 Salı

12 Ekim 2009 Pazartesi

..

Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz! Ben bunu biliyorum, su biliyor, bardak biliyor; bir sen bilmiyorsun!
kucukIskender

24 Eylül 2009 Perşembe

diş fırçası her kızın çantasının vazgeçilmez parçası!!!!!

kahveyle kolayı karıştırınca bı garip oluyomuş, keza sarımsaklı yoğurda reçel katınca da öyle.. cici bebe arası menemen ise ne menem bir şeydir hiç değinmek bile istemiyorum..son zamanlarda gecenin bir yarısı sigaram bitince küllükten yarım söndürdüğüm sigaraları da tekrar yakıp içtiğim oldu..
geçen gece arkadaşımda kalıcaktım onların eve gitmeden önce bize uğradık,kıyafetimi değiştirdim yanıma belki yağmur yağar diye şemsiye, belki canımız sıkılır diye film, belki sigaram biter diye bir paket daha sigara aldım. ama diş fırçası almamışım. böyle de iğrencim.
eheh terliklerimle gelsem sana sonunda beni bu iğrençliklerimle kabul eder misin :DD

18 Eylül 2009 Cuma

bipolar saçmalamalar :))


çok manik günümdeyim. tutmayım koşucam, olmadı uçucam.. yok yok patlıyıcam.. kendi kendimi imha mı etsem.. hey haatttttt.... ne zor şeymiş maniklik yahu.. acil manik tavsiyeleri bekliyorum, enerjimi nereye harcasam bilemedim :))
blog kayıtlarına bir baktım da 90'ların albüm tasarımlarına benzettim, bir depresif parça hemen ardından enerjik bir parça geliyor. sakın yanlış anlamayın pazarlama amacı güderek bu şekilde yazmıyorum tamamen bipolar eğilimlerim sonucunda oluşmuş bu gidişat :D
doktor bey bu eğlenceli halim kalsın siz lütfen depresif kısmını alın :D

17 Eylül 2009 Perşembe

iki gececi insanın sevgili'liği

başlıkta bahsi geçen mizansen şöyle gelişmekte,
bir adet dişil ile eril kişilik tanışmakta, kaynaşmakta ve her nasılsa paylaşacak çok şey bularak saatlerce konuşmaktadır. bu sohbetler ikisinin de gececi olduğunu farketmesiyle gittikçe geç saatlere kaymakta ve sabahlara kadar msn konuşmaları efenime soyleyeyim "bak bizim burda ezan okunuyor" diye telefon etmelere "bizde de çöpleri toplamaya başladılar" ile devam etmeye kadar dayanmaktadır. Bahsi geçen kankalar ikisinin de gececi olmasına o kadar sevinmektedirler ki " bu saatte msn'de bir tek seni online bulacağımı biliyordum işte kankaaa.." şeklinde sen bana hayran ben cama tırman bir vaziyete bürünmesinde bir sakınca görmemektedirler.
lakin biz biliriz ki kanka ayağı göt ayağı. ben demedim bu bir atasözü. saygıda kusur edip atalarımızı karalamak istemem!
Efenim dediğim gibi kanka ayağı kötü!işte bizim kankalar da bu paylaşım çağlayanının ardından yakınlaşmakta ve hadi ilişkimize bir isim koyalım ahmet, mehmet olsun.. "ehehe çok yaratıcıyız ilişkimize "mehmet" ismini koyduk a dostlar" şeklindeki alternatif çift gerzekliğini aştıktan sonra sevgili olmaya karar verirler.
ve ilişkinin ilk gerdek gecesi gelir çatar.
bizim iki gececinin, saatlerce filmlerden, müzikten yok efendim yönetmenlerden konuşan iki alternatif gececinin saat daha 9 olmadan hemen uykuları geligeliverir.
şarkılar çekilmez olur, filmler hep yarım kalır.
değil mi ki işin sonunda cinsellik var iki gececi insanın sevgili'liliği saat 9'da yatakta sonuçlanır.

13 Eylül 2009 Pazar

3'u birarada

bazen yanlis tercihler yapiyorum.. sade kahve severken 2'si bir arada aliyorum.. tek seker atmamyi dusunurken iki seker atiyorum.. sonra cok sekerli oldu diyip icmiyorum..
sevildigimi hissedince kaciyorum.. mersinde kalmam gerektigini dusunup istanbul bileti aliyorum..
sanirim yanlis tercihler yapiyorum..

11 Eylül 2009 Cuma

compare people


Facebook'ta compare people diye bir uygulama var bilen bilir. Sistem listende kayıtlı iki kişiyi seçkisiz dağılımla karşına çıkarıyor ve bir özellik açısından karşılaştırmanı istiyor. "Misal pınar mı daha salak ayse mi?" sorusuna cvp vermeni istiyor ve cevaplara göre listende kaçıncı olduğunu karşına çıkarıyor.
İş bu uygulamaya fi tarihinde üye olmuştum ve geçenlerde sonuçlarımı gönderdiler.
Sonuçlar cidden nefes kesici. aktarıyorum:

#19 best to hang out with for a day (lost 1 place)
#19 most desired for marriage (gained 12 places)

Oylama sonucu en yüksek iki değerim bunlar.
Şimdi bize annelerimizin ve nam'ı deger "mahalle baskısının" öğrettiği bir şey vardı "evlenilecek kız varrr, eğlenilecek kız vaaaarrr.."
ama sonuçlar göstermekte ki oylamaya katılan arkadaşlar hem tek gecelik takılalım, hem evlenelim görüşünü savunmakta.
Bence tüm bunlar darbe sonrası gençlik buhranlarının etkileri, gençliğin kafası karışık hala ne istediğini bilmiyor :DD

25 Ağustos 2009 Salı

şarkı sözü analizi, volume 3.

Uzun zamandır Bülent Ortaçgil'in "Dört Kişilik Düş" şarkısının sözleri dikkatimi çekiyordu. Sanatta ve hayatta psikanalizi severim bilmeyen yoktur. Bu şarkıyı dinlerken de "psikanaliz at gözlüğümü" atamadım.
Şarkıda bahsi geçen 4 kişilik düş Freud'un betimlediği yatagın 6'lı kadrosunu mu çağrıştırıyor nedir??? "dizilmişiz petek şeklinde... uzadıkça uzamakta.." kısımları özellikle. Freud'un altılı kadrosunu okurken de gözümde bir petek deseni canlanmıştı. Yani benim kafamda 3, onun kafasında 3, sonra onların kafalarında da 3'er derken uzadıkça uzuyordu petek gibi.. bilemedim.. takdir sizin!


Dört yanımda dört kişi
Hepsi de başka
Hepsinin elleri benim üstümde
Hepsi de der ki sen sen değilsin
Biz olmasak ne yaparsın

Dört yanımda dört kişinin dört yanında
Ama dizilmişiz petek şeklinde
Suyun en üstündeki damla gibi
Ayağımızda bin kilo

Uzadıkça uzamakta
Dört kişili düşüm
İçimdeki sancım büyüdükçe büyümekte
Uzadıkça uzamakta
Dört kişili düşüm
İçimdeki sancım büyümekte

Aynı eve tıkılmışız tepeleme
Herkesin ağzında ayrı bir şarkı
Neden bilinmez kim yapmış
Kulaklarım yok olmuş
bülent ortaçgil

Doğum günü öncesi sendromu

Son günlerde çevremdeki insanlarda "doğum günü öncesi sendromu" diye bir şey sezinliyorum. bilmiyorum bu kavram literatürde geçiyor mu fakat şöyle ki pek çok birey doğumgününden iki gün önce gerginleşmeye, daha az konuşmaya veyahut gerginliğin etkisiyle normalde konuştuğundan daha çok konuşmaya başlıyor. Daha çok ağlıyor ya da hiç yeri yokken şen kahkahalar atıyor. olmayacak şeylere kırlıyor ve doğum gününe kadar bu kırgınlık halini koruyor.
şimdi asıl mesele bu bireyler neden böyle bir davranış değişimi sergiliyorlar. herkesin yorumu farklı olabilir tabi, ama benim görüşüm; doğumgününden önce beklenti düzeyi yükselmekte ve kafadaki soru işaretleri artmakta. Acaba kimler doğum günümü kutlayacak, acaba "o" kuylacayak mı, hediye ne gelicek, laf arasında sıkıştırmıştım "yeni telefona ihtiyacım var" diye farketmiş midir? "Bak iki gün kaldı hiç 'bir işler karıştırıyor' gibi görünmüyorlar yoksa bu yıl sürpriz parti yok mu?"... bu böyle gider. şimdi bireyin kafası 48 saat boyunca bunlarla dolu olacağı için ve tüm bunların hesabını yapıyor olmayı da kendine yakıştıramadığı için de savunma mekanizları devreye giriyor. Birey bir şeye canı sıkılmış da içe dönükleşmiş gibi davranmaya başlıyor.
ve ardından 48 saatlık gerginliğin ardından doğumgünü geliyor. Var olan gerginlik tabiki burada da iş görüyor. "doğum günü kızımızın/oğlumuzun canı sıkkın ne yapsak da onu eğlendirsek" diye saflar birleşiyor, olağanüstü hal ilan ediliyor..
Bunlar benim öngörülerim, doğruluk payı vardır yoktur bilemem. Ama "doğumgünü öncesi sendromu vardır". :)

28 Temmuz 2009 Salı

romantik- saykotik? olmak ya da olmamak !!


"Sen dizime yattın, ben bir hikaye"... ehehe yok yok anlatmadım..
son 8 aydır bu satırlar en olmadık yerlerde karşıma çıkıyor yolda, markette, televizyonda, radoyoda, pazarda, tuvalet kapılarında, bloglarda, arkadaş muhabbetlerinde.. ve ne zaman ki zikredilir bu dize yatma fantaazisi, hanım kızlarımız semaya dalıp hüzünlenir, gözleri buğulanır ve ilk kez duyoyormuş gibi " çok güzel değil mi?" diyerek bu çemberin içine sizi de çekmeye çalışırlar.
Peki ya ben de bir hanım kız olduğuma göre benim neyim eksik!
Bu dizeleri duyduğumda nedendir beni bir gülme krizinin tutması..
şimdi olaya biraz daha bilimsel bakmak istiyorum. Bir sosyal psıkoloji dersinde öğrendiğim üzere genel kabul gören dogmalar dogru olabiliyormuş. Misal yıllardır annelerimizin öğrettiği "kaçan kovalanır evladım" lafında gerçeklik payı varmış.
aylak bilim adamları üşenmemiş ve bilimsel araştırmalarla bunu kanıtlamışlar.

şimdi ben de mezun olduğuma ve titrime psk. eklediğime göre "romantiklik düzeyi ilişkilerde çekicilik düzeyini etkiler mi?" başlıklı."ama bence saykotikler daha çok tutuluyor" hipotezine dayanan ve " romatik kızlar" ve "saykotik kızlar" bağımlı değişkenleriyle,en deneyselinden bir araştırmaya imza atmaktir ilk görevim.

Denek başvuruları başladı. Başvuru formunu blogumuzun cumartesi ekiyle birlikte isteyiniz.
hayırlara vesile olsun :D

P.S. Eğer araştırma sonuçları hipotezimizi destekler yönde çıkarsa açmış olacağım " İlişkilerde saykotik takilma sertifika programı"na bekleriz.

9 Temmuz 2009 Perşembe

ankara

ayni sehir, farkli umutlar.. ilk kez alici gozuyle bakiyorum istanbul'a. ilk kez ayni sehirde farkli biriyle, yeni jonle karsilasmak icin yuruyorum sokaklarda.. ne ironidir ki yeni jon ankara kirmasi.. hayat surprizlerle dolu, hala.
4 yil boyunca nefret ettigim ankaranin bu kadar kanima isledigini, icinden cikinca bile pesimi birakmayacagini, hayallerimin sehrini elde ettigimde avucumun icine aldigimda bile yakami birakmayip, beni 'bir ankaraliyi sokaklarda arayacak hale getirecegini' nereden bilebilirdim.
istanbul'da ilk gecemde 'ben buraya ait degilim' diye hissettirecegini.
istanbul'a ait olabilirim, her an asik da olabilirim fakat sadece bir 'ankaraliya' . hala.

28 Haziran 2009 Pazar

jenerasyon farkıyla dejenerasyon..


hey hey teheyy
garip duygular içerisindeyim, gel-gitli beyin frekansıma hoşgeldim bu günlerde.
gerçekten de bu gel-gitleri özlemişim ben bugün bunu gördüm.
yine yeni yeniden aşık olmayı, aşık oldum sanmayı, heyecanlanmayı, zengin içerikli hayal dünyama yeni jönler katmayı eski jönlerin eline ömür boyu başarı ödülünü verip ilerde sizi jüri koltuğunda da görmek isteyiz deyip eve göndermeyi özlemişim...
bilemedim bu çalkantıya neden olan son bir haftamı "yeni playboy" kuzenimle geçirmem mi? uzun bir aradan sonra farkettim ki genç tabir ettiğimiz bir kısım insan yolda yürürken "kesişmek" dediğimiz bir eylemi gerçekleştirmekte. ve bir araya girdikleri ortamlarda " yazışmak" diye tabir ettikleri apayrı bir eyleme girişmekte. ve aynı zamanda "yiyişmekte, takılmakta, bardan erkek kaldırmakta" .
ufak ısınma turlarından sonra bu eylemlerin zaten uzun zamandır hayatımda olduğunu farkettim, lakin ufak bir değerlendirme farkıyla.
"kesişmeyi" ilk görüşte aşk
"takılmayı" ten uyumu
"yazışmayı" frekans uyumu
"yiyişmeyi" bazen idi özgürlüğüne salmak gerek ; şeklinde yorumlarken hangi taraf daha dürüst hangi taraf daha dejenereydi acaba.
inkar mekanizması dejenerasyonu hafifletici delil olarak sunulabilir mi peki jön eskisi jüri üyelerine?

13 Haziran 2009 Cumartesi

günün adı hüzündür...

bugün senden kopmak istedim.. silmek istedim. istedim ki bitsin, her şey, hepten bir daha başlamamacasına...
sepetimdeki tüm kirlilerden kurtulmaktı amacım lakin yıkamaya gücüm yetmedi.. yakasım, yıkasım, kurtulasım geldi... ya da bu güne kadar her köşeye sıkışınca yaptığım gibi hepsinin kalbini kırasım, kanırtasım..
yapamadım. gene hüzünlü gecelere yakışan şarkıları dinledim, gün ışığına aldırmadan.. küçük iskenderin neşterini, jiletlerini tenime sapladım, sarhoş bar gecelerinde yaktım vücudumu hala yaşadığımı hissetmek amacıyla...hep bir yıl daha geçti.. yıllarla uzun yurtdışı seyehatleri fazlalaştı.. artık rahattım beni arayamayışının sorumlusu millerce uzağında olmamdı.. üzülmek gereksizdi
gene bir ağaç altı buldum, gölgesine sığındım,ışığının ulaşamayacağı notkada olduğuma inandırdım kendimi, redettemedi, sakladı sarmaladı, görünmez kıldı.
ben hep görünür kılmasını bekledim,bu değil miydi senden eksik kalan noktam.
hiç tanımadığım bir erkekti ve sana benziyordu, şarkıları haksız çıkartmak küstahlık olurdu. sana benzedi görünmez kıldı, bu defa kanırttı, küçük iskender'i bir kez de onun için dinledim, gene aynı şeyleri söyledi. şarkıları bir kez de onun için söyledim, "başka türlü bir yer yok" tu. sana benzedi.
savunma mekanizmaları bilinçsizdi, bu defa tamamen biliçliyim. savunmasızım, tüm jiletlerimi kendime sapladım silahsızım.

3 Haziran 2009 Çarşamba

nil'in piposu.. hem de tütünsüz...


tombalacık halimem ile ara verdiğimiz türkçe şarkı sözü analizimize nil ile devam etmeyi uyugun gördün bugün,
buyrun nil'in bilinçaltını hep beraber aralayalım, malzeme bol, rastgele :))

Dün gece rüyamda seni gördüm
Ben kördüm, sen de bi pipo
Pipoyu içen bi kadın gördüm
Ama kördüm
Bu mu libido?

Dün gece rüyamda seni gördüm
Ben kördüm, sen de bi pipo
Ama sonra bi yazı gördüm
Froid demiş ki;
Bazen pipo, SADECE PİPO

Gönderen:cr@zy_devil( p.s.crazy@devil'in "froid" gönderisine sadık kalmak istedim)

Var olan ve içilemeyen bir pipo, pipoyu içen 3. şahıs (yatak kadrosunun 6'da 1'i) ve bazen sadece bir pipo olan pipolar...buraya kadar tamamız peki freud'un meşhur purosunu meşhur "froid piposu"na çeviren freudyen kazayı bu puzzleda nereye koymalı :)) saygılar

22 Mayıs 2009 Cuma

gün bugündür 4 yıllık lisans hayatım aldı beni karşısına konuştu.. dedi bana, senle ilişkimiz bir terzinin söküğüyle ilişkisine benzer.. ben uzadıkça sen o söküğün içinde kaybolacaksın, kara delik misali dikmeye çabaladıkça ben inadına inadına açılıcam dedi.. rüyalarına giricem.. paradoksumda kaybolup bir de bu rüyaları analiz etmeye çalışıcaksın dedi.. diyemedim niye ki bu gelecek zaman kipi kullanıp gizemli havalara bürünmeler ben çoktan bu sürece girdim bir sen bilemedin.. diyemedim..
ama dilim vardı da sordum, ya kel ya merhem? dedi bu da insanoğlunun azabına benzer..gün günlerden bir gün iken yazarlardan bir yazarın boyladığı soyladığı üzere; insan ki eksiklerle donatılıp da yaratılmış bir de üstüne eksiklerini idrak etme yeteneği verilmiş..
dedi bizim ki de o hesap, var senin de elinde merhemin, lakin o merhem sana işlemez boşuna kendi kelinde tüketme dedi..
lakin uzun lafın kısası bizim ilişkimiz de sallantıda sahş'ı muhterem 4 yıllık psikoloji lisans hayatımla.. sonuna geldik diye seperasyon kaygısı mıdır bilemedim. 4 yılı devirdik hala karşılıklı oturup iki çift lafı biraraya getiremiyoruz, sonunu hiç getiremiyoruz.. kalırsa bir soru kalıcak bu ilişkiden de o mu beni bırakmak istemeyen, ben miyim sarıp sarmalayıp gitmesine izin vermeyen??

12 Mayıs 2009 Salı

30 Nisan 2009 Perşembe

mezuniyet ne garip.. vapurlar falan..di mi cevat abi??hi??cevat??gitmiş!!


TOEFLstopÜDSstopKPDSstopALESstopGREstopMASTERstopİŞstopGELECEKstopPARAstopKARİYERstopEVLİLİKstop
,mezuniyet kepi,meziniyet balosu. mezuniyet fotosu.mezuniyet depresyonu.mezuniyet hedesi. mezuniyet hödösü... nerde lan benim mezuniter hırkam??????

hayatımın en stop stop dönemini geçiriyorum. biraz önce bir doktor amcanın blogunda insan hayatının bir deniz yolculuğuna benzedığini önce yavaşçca salındığımızı sonra istesek de yavaşlayamadığımızı son sürat yola devam ettiğimizi yazmış. lakin ben niçün günbegün durulduğumu, törpülendiğimi, son sürat salındığımı daha kötüsü savrulduğumu hissetmekteyim.. ha cevat abi??? cevat?? gitmiş..
stop stop demişken bir de biz küçükken bir stroop etkisi vardı..
kırmızı (turuncu mürekkeple yazılmış)
mor (sütlükahve mürekkeple yazılmış)
hardal sarısı (turkuaz mürekkeple yazlmış)
sizden bu listeye bakıp kelimelerin sırayla hangi renkte olduğunu söylemeniz isteniyor. yani şöyle demeniz lazım listeye bakarak: turuncu, sütlükahve, turkuaz, yavruağzı, siklamen.
stroop performansı bireyin bilişsel katılık-esneklik derecesini yansıtırmış.
otomatik ve otomatik olmayan iki eylem arasindaki zaman farkina da stroop etkisi denirmiş.

""şimdi: mezun olmamı otomatik bir eylem, sonraki süreci ise otomatik olmayan bir eylem olarak değerlendirirsek.. üzerimde yakıcı bır stroop etkisi var... kendimi tutamıyorum TOEFL.ÜDS,KPDS,İŞ,MASTER...gördüğüm yerde SIÇ,BOK.GÖT diye okuyorum. düpedüz stroop etkisi.. tövbetövbe..süpaneke,işalla,yareppim süpaneke dinimiz amin..

29 Nisan 2009 Çarşamba

sigara icmek size ve cevrenizdekilere ciddi zararlar verir!!!


neden bunca yildir şu illeti içerek kendime ve çevremdekilere zarar verdigimi sonunda anlamiş bulunuyorum.. EVREKA!


varoluscu psikoloji cercevesinde sigara gercegini masaya yatirirsak soyle bir sonuca variyoruz, kuram der ki; ölum gerceginin anlasilmasi ölümsüzlük ile ilgili çabalari da beraberinde getirir." Bu ölüme meydan okuma , hayatı tehlikeye atabilecek eylemler şeklinde(örneğin tehlikeli araba kullanmak,cinsel hiperaktivite , tehlikeli doğa sporları yapmak, alınması gereken sağlık önlemleri olduğu halde bunları yok saymak gibi ne yapsa ölmediğini gösteren eylemeler) kendisini gösterebilir".


yillardir onulmazz bir sekilde, her arabanin altina futursuzca kendimi atmam ve bak gördün mü ezmiyorlar iste" diye bir galibiyet hissiyle ringi terketmem, günlük ögünümü 3 paket biskuviden olusturup gerekli vitamin ve minerallerin Eti sultani'nin kuru üzümlerinde sakli oldugunu savunmam ve 1am-8pm kütüphane seanslari düzenleyip en verimli saatlerimin bunlar oldugunu iddia ediyor olmam yanlis anlasilmasin sakin.. sadece bugüne kadar ölmediğimi, ölemedigimi göstermeye yönelik aciz çabalarimdi bunlar..




maç 90 dakika...bekleyen ölum yaklasmadan hayata sonn bir golüm olucak, ölmeden bir cola-mentos deneyi gerceklestirmezsem gözüm açik giderim :)

11 Nisan 2009 Cumartesi

82

biraz önce çok komik bir şey keşif eyledim, söyle ki
"iki" litvanca'da 'hadi görüşürüz' ya da argosunda ' hadi siktir git' demek
seks de bilindiği üzere her dilde her coğrafyada seks,,
şimdi boşlukları doldurursak; rakamla 82, yazıyla 'sekseniki' 'seks&iki' şeklinde yorumlanınca 'one night stand' bir ilişkiyi mi çağrıştırıyor nedir :) 69 rakamını kötü emellerimize alet ediyoruz da 82 neden olmasın..:)
past as a draft, future as a dreamboard.. should it be just the opposite??

10 Nisan 2009 Cuma

uyku

şimdi kafamı alıp köşeye koyup uyumaya çalışıcam..
kafamın içinde onyüzmilyon kurtcuk düşünce var.. her birinin kuyruğu birbirine değer,dolanır,düğüm olur..hepsi de bölünerek çoğalır..her birinin besini uyku,motivasyonu depresif düşünce kalıpları..
ben rüyamda kurtcuklarla sevişicem.size tatlı rüyalar..

20 Mart 2009 Cuma

"gecenin tam ucunde" calmakta lakin saat tam ucu gostermemekte,, bir yerlerde yanlis giden bir seyler var, kayiplar var, ay basi hesabinda hep giren hanesi; cikan hanesini sollamakta.. lakin ay sonunda bir-elli boyumla ayaklar hep yorgani sollamakta, hep ayagim, kicim basim acik uyumakta, yerli-yersiz, evsiz-barksiz, catisiz-duzensiz korkutucu ruyalar gormekteyim. afiyetteyim lakin tedirginim. toefl calisip "future" gecen paragrafta gecenin tam ucune kadar sabahlamaktayim, gecememekteyim, o benden gecmis ama afiyetteyim, guzel aldirmazlik icerisindeyim eyleme gecmemekte-gecememekteyim.
ay basi oncesi sendromu yasamakta, tum bir ayi, yili, erken-orta-genc ergenligi muayyen gunumdeyim, dokunmayin, nidalariyla karsilamaktayim..
yillar gecti dogu dugunu gormeyeli,lakin bir sahne var, gozumden silinmeyen biri cikar dans eder biri cikar basindan asagi cok fiyakali para akitir.. bugunlerde bu sahne gozumun onunden gitmiyor.ickim,sigaram..bugun varim yarin yokum.. yoksa varim-yogum 24 saatimi ay basi oncesi sendromuyla bu sekilde cok fiyakali bir sekilde dans pistinde mi birakiyorum nedir???

17 Mart 2009 Salı

mis'li gecmiste bir sen ve bir ben vardi. ve hisseli harikalardan caldigimiz zamanlar mutlu, farkli, dikkat ceken ve gozlerdeki kiskanclik vardi. ki fazlasi nazar oklari atan. biri geldi saplandi, zehrini kanimiza akitti..
simdi bir sen var. Bir ben. Ve ayri gecirdigimiz zamanlar. Belki yine mutluyuz yine farkliyiz ama eksigiz....

02.05.2005
mersin

gokten uc elma dusmus..


normal kosullar altinda su an aci cekmiyor olmam lazim ama niye asik rolune kendimi bu kadar kaptirdigimi bilmiyorum.

bilirsiniz boslukta olmak kimseye hayirli gelmez. hele az once fenerdeysen..denizle aranda 20 sn. veya daha azi..bosluktaysan bir seye sarilmak istersin. En yakin dala, ilk uzanan ele, sevgiyle yaklasan her omza. Kim oldugunu, senden ne istedigi, her seyden onemlisi sana senin istedigini verip veremeyecegini bile sorup sorgulamadan kabul edersin o eli, 20 sn sonrasini hesaplamadan.

kimbilir belki bir gun, bir yerde fallarimiz kesisir ve isaret levhalarimiz ayni zamani gosterir. Uzanan omuz degil sonrasina ilk adimda yanimdaki olursun ve o 20sn'yi sonsuza baglayan bag beni sana baglar, zamani mekana, yaklasan eli uzanan omuza..ve en yakin daldan uc elma kopaririz. Biri gecmise, biri simdiye, biri de cennetten sikilacagimiz zamana..


mayis 2003
beni bana sordurmak desmek aci cektirmek icin; zaman, ogun, beden kavramlarimi vermem icin gel. Benim vicdanim, senin guvenin icin gel. Sekersiz bir kupa cayi tek yer yastiginda icmek icin. Birken iki olmanin serefine.. cift kisilik yalnizligima hosgeldin.
30.05.2003

tutulamamis yas



Buyuyup de 17’ime geldigimde babam bana cicekler alacakti..buyuyup de 17’ime geldigimde babam yanimda degildi. Ben daha 17’yken babam oleli 5 yil olmustu.
Bir gazetede “tutulmamis yas” basligini gormemin uzerinden ise tam dort yil gecti. Bu haberi gordugumde henuz bir psikoloji ogrencisi degildim fakat kendime bu taniyi koyabilecek kadar kendimi taniyordum.
Kayiplarimin uzerinden yillar gecti. Cevremdeki her sey degisti. Degismeyen ise; her yutkundugumda tam da bogazimda hissettigim, bir turlu yutamadigim, tutamadigim, hickira hickira anlatip da aglayamadigim, akitamadigim ya$im, yasim…
12 yasinda bir kiz cocugu dusunun: omzunda dunyanin yuku; yine ayni omuz taziyeye gelen her akrabanin sivazlayip “aglama, guclu ol, sen artik kocaman bir kizsin” telkini verdigi. Kucuktum, dogrunun bu olduguna inandim. Aglamayacaktim, guclu, gururlu, kocaman bir kiz olacaktim. Yaslarimi icime akittigimi farketmeyecek kadar kucuktum.
Ulkemiz orf ve adetleri acisindan zengindir ve bu degerlerine sahip cikmayi boynunun borcu bilir. Bu nedenledir ki bir gun boyunca babamin olu bedeni yerde; bicak ve ayna gogsunde boylu boyunca ak carsaf icerisinde uzandi evimizin salonunda. Ve 12 yasinda bir kiz cocugu tam da bitisik odada uyumaya calisti orf’un adet’I bicakladigi kabuslar icerisinde. Ve yillarca aynaya bakamadi babasinin hatirasi gozlerindeyken.
Adettendir Dogu’da oluyu son bir kez evinin bahcesine getirirler gommeden once. Ama bana hic bir humanist yaklasim, hic bir psikoloji ekolu aciklayamaz 12 yasinda bir kizi babasinin cansiz bedenini opmeye zorlamanin o kiz uzerinde yaratacagi travmanin tedavisinin, telafisinin nasil olacagini. Hayir! Guclu olmaliydim. Yaslarimi akitmamaliydim. Yaslarimi babamin kefenine bulastirmamaliydim, o soguk el basimi tabuta dogru yaklastirirken. ama yine de akti o yaslar. Babam da olsa korktum cansiz bir bedeni opmekten. Sadece 12 yasindaydim omzumda dunyanin yuku.
Aradan yillar gecti. Babasinin dizine oturtup “ben bir gun olucem ama sen universiteyi kazanip okumalisin, kendi ayaklarinin uzerinde durmalisin” dedigi kiz buyudu.
Universiteyi kazandim, psikoloji lisans ogrencisiyim. Aradan yillar gecti. 4 yil once bir gazete haberinde gordugum “tutulmamis yas” in ne oldugunu 3 saatlik bir psikopataloji dersinde ogrendim. Hala cok gucluyum. Dersi anlatan hoca slaytlari gecerken zihnimde o gunlerin anisi, apayri bir slayt gosterisiyle sahnedeydi. 50 kisilik sinifin icerisinde aglamamaliydim, aglamadim da. Gozyaslarimi icime akittigimi farkedemeyecek kadar kucugum hala. Hala cok gucluyum. Ensemdeki soguk elin varligini yillarca inkar edebilecek kadar gucluyum.

10 Mart 2009 Salı

Tombalacik Halimem


di'li gecmiste cok da degill 3 vakitli bir gecmiste kayahan ustadin "tulumba tatlisi padisahin kizi" adli eseriyle tanistim.. guzel bir deneyimdi benim icin "Alkışlayin güzel prensesi, Okyanus incisi dünya birincisi, Seni seviyorum" rimirimireyyteheyy seklinde aska geldim bir guzel..gel zaman gitme kal zaman bugun de last.fm sakaci yanini bana gosterdi "Tombalacik Halimem" le. yapamadim edemedim, sozlerini sizlerle paylasmadan duramadim:


Kiraz aldım dikmeden

Halimem dallarını bükmeden

(c.n.kiraz dudaklarini baskasi opmeden)

Bir armağan ver bana

Halimem ben gurbete gitmeden

(c.n. su bolu'ya gitmeden bir seviselim de gozum arkada kalmasin)


Tombalacık halimem çay başına gel

Ben gidiyorum bolu’ya düş peşime gel


Ocak başında kaldım

Halimem ince fikire daldım

(what's on a man's mind?..freud'a selam olsun)

Kapılar açıldıkça

Halimem seni geliyor sandım


Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi

Sen bu işin sonunu düşünmedin mi
Tütün aldım hendek’ten

Halimem hekim gelir devrek’ten


Hekim buna ne desin

(nil karaibrahimgil:iyi ki yapmisim!)

Halimem yangınımız yürekten
Algın mısın halimem, baygın mısın gel

Hiç haberin gelmiyor dargın mısın gel


aslinda turk musikisinin bu ince nuanslarini ilk kesfim " bir munasip zamanda, mesela saat onda , bulusalim Kordon'da der gibi geldi bana.." ile basladi. daha kucuktum haftalarca kafa yormustum bunun uzerine. Insan nasil boyle manali bakar da bir bakisla bunlari anlatir diye :)anneannemin ezberlettigi "saadet duasi"ni cagristirmisti.. rahmetli bir gun beni dizidibine oturtmustu.."bak kizim elin kizlari erkekleri bir bakisiyla bagliyorlar..bizim ailenin oyle islerde bezi yok..ama bu duayi okursan sevdigin delikanli senden baskasini gormez olur" demisti.. nerde ki acaba o dua :)))

7 Mart 2009 Cumartesi

evvel zaman icinde, kalbur saman icinde..


kalem beyaz kagidi kirletir bos amaclar ugruna, ici bos insanlar ugruna, olmayan sevdalar icin...

ne beyaz kagidin harfleri ustunden silkmeye gucu yeter, ne kalemin isyan etmeye hali vardir, ne yazarin pervasiz ele sozu gecer.

ne esas oglan ister bu oykude bulunmayi ne esas kiz ikna edebilir "bu askin en iyisi olacagina"..

ve bir ask baslar hircin beyaz kagit ve yilgin kalemin sahitligiyle, basi hicligin kancasinda sonu muebbete uzanan

...karsiliksiz, hudutsuz, habersiz...


11.04.04

6 Mart 2009 Cuma

i'm not there


arthur rimbaud : seven simple rules of going into hiding:
one, never trust a cop in a raincoat.
two, beware of enthusiasm and of love, both are temporary and quick to sway.
three, if asked if you care about the world's problems, look deep into the eyes of he who asks, he will never ask you again.
four, never give your real name. five, if ever asked to look at yourself, dont.
six, never do anything the person standing in front of you cannot understand. and finally
seven, never create anything, it will be misinterpreted, it will chain you and follow you for the rest of your life.

mor ve otesi


"Otur" der, oturur. konusmanin zor oldugu anlardan bir bu da, asmaya yonelik her hareket, havada 3'lu saltonun sonunda coktan olmus cansiz bedene ulasan tekme kadar bos. cocuk bir sey soyleyecek edasiyla agzini acar ve esner.kizin gozundeki umut kivilcimi cevredeki otlari tutusturur. kizil otlar sessizlik yetmiyormus gibi bir de havayi isitir, terletir ikisini de.

Tek bakis, tek gulus, tabir'i caiz ise ilk goruste ask...

akabinde gelen uzun bir suzus, kizin icini okumaya yeter, artar. Ama ustu kalir kizda. Pitt!!Buyulu askin baloncugu patladi. Baloncuktan cikan zehirli gaz yok edecegi aski; kizin tukettigini anlayinca, kizi en yayvan gulusunde kistirip iceri dalar.kiz isterik bir oksuruk krizine tutulur. saklama duymadigi kindar gulusuyle seyre kaptiran cocuk; silkinip kizin sirtina vurur ve gorevi yerine getirmenin huzuruyla yeni ufuklara yol alir pit'ir baloncuk!"Niye be, neden?" diye sormaya dili varmadi, siz anlayin der gibi beyaz kagida bakti, sonra da kivilciminda kavrulan, tanistiklari ilk gunden etegindeki tum taslari doker gibi butun sosyal birikimini ortaya serip "bende bir sey kalmadi gerisi sana ait" diye geri cekilen kiza bakti. Meslek aliskanligi kizin yuzune bir beden buyuk bir guveni reptetmisti. onemsiz bir kurulusta onemsiz bir halkla iliskiler uzmani olmanin getirisi cokmus gibi, isminden once meslegini soyleyenlerdendi.

Aralarindan bir kaplumbaga gecer. bu yazara gore ugur getirir. senaryonun seyrinden hosnut olmayan genc beyaz kagidi kirleten ele ofkeyle bakar.

kiz gormezden gelinmeyecek kadar buyuk oldugundan, kaplumbaga kavramini sozlugunden siler. silginin zibilini yem sanip yiyen kaplumbaga "herkesin aski kendine ben yalnizca bir figurandim" diyen, sol gozundeki tek damla yasla ufak saksidaki mor cicegin koklerini beslemek icin gomulur.


30.05.2003

Mersin

5 Mart 2009 Perşembe

MMPI; T'den karakter analizi


batti balik yan gider yatan balik duz gider, gitsin gitmesin a fish knows everything :D sacmalama potansiyeli olan insandan korkacaksin arkadas :D bugun ogrendim ki MMPI denilen kisilik seysinin yani testisinin bir alt olcegi varmis ki 60-65T araligi "siradisi dusunce bicimi"ni yansitirmis. 45T skorumla yine en birinci ben olamadim..amma artik sosyal destek unitemi 60-65 T araligindan secicem. 45t skor; ben bundan bir sey yaparim ki :D misal psikoloji ogretmeni olunur. gecen bir lavuk bolumumu sordu dedim psikoloji, alamadi hizini bir daha sordu, ee bu psikoloji ogretmenliginde ne ogretiliyor ki?soramadim sizin T kac???

22 Şubat 2009 Pazar

KIRMIZI


eskilerden cok eskilerden bir yazi..Baris gelini Pippa Bacca'nin anisina..18 subat 2009 tarihli gazete haberinden: "yapilan adli tip raporu sonucu Pippa Bacca'ya tecavuz edenlerin en az iki hatta 3 kisi olabilecegi belirlenmistir"...
kirmizi
Edebiyat fakultesi z-5’03.hic ders dinlerken elinizdeki 0.5 uclu kalemin 0.01 uclu olmasini damarinizda actiginiz 0.01 fiskiyelerden kan bosalmasini istediginiz oldu mu. Kan,kirmizi, kankirmiziya bulanir travma sonrasi stress bozuklugu nam-I deger tssb, slaytlar ,sozcukler kankirmizi. Travma halen faalken kanimda damarimda hayatimda, sonrasini dusunmek sacma gelir agir gelir zor gelir.z-5’03: acilimi zemin kat 3.derslik. dersin sorumlusu tanidik tecavuzunden bahsederken z-5 yerine 5-0 olmasini dilediginiz peki 5.in kattan kendinizi atip hayata 5-0 yenik dusme istegi hic mi hasil olmadi. Koskoca sinifta babasini kanserden kaybeden bir tek ben miydim saglik psikolojisinde kanser hastalarinin psikolojik problemleri konusulurken. Peki abisi intihar eden de mi yok,ozgurlugu secen 5. Kattaki manzarali balkonundan? O zaman major depresiflerin intihar egilimi konusulurken olen abinizi dusunmediniz, sansliydiniz. Cok mu uc tum bunlar peki ya tanidik tecavuzune de mi ugramadiniz,yapmayin yahu her on amerikali kadindan birinin bedeni buna sahne oluyor..dogru biz turkuz,dogruyuz,caliskaniz….biz tanidiga degil turistlere tecavuz ederiz..kan kirmizi,kipkirmizi, kiz-kirmizi evet bacak aramizdan akan kan kiz-kirmizi..Kirmizi askin tutkunun,atesin rengi bir de kanin intiharin,cinayetin,cinnetin..her gun beraberimizde tasidigimiz cinli-etin; kadin bedenimizin rengi.Velhasil psikoloji ogrencisi olmak zor is azizim. Gormenin duymanin,anlamanin algilamanin zor oldugu gibi. Herseyi gorup korebe oynamanin zorlugu gibi…Onumuz yaz kizilciklar al al olucak,cicekler acicak, gullerimiz acicak,kizlarimiz acilacak sacilacak..Onumuz yaz tanidik,tanimadik tecavuzlerimiz tecavuzculerimiz olucak elbet. Vatan sagolsun dostlar sogolsun,tanidik tanimadik hepsi kahrolsun…

21 Şubat 2009 Cumartesi

RAW means ABD

ne de guzel rastgeldik "raw" kelimesiyle seslisozluk semalarinda.
sevgili seslisozluk bize "raw" kelimesinin anlamini soyle ozetlemis:tecrubesiz,hassas nokta,acik yara, derisi soyulmus yer, hammadde, ABD, acik sacik, haksiz, terbiye edilmemis, soguk, tasfiye edilmemis. hadi simdi hepbirlikte "fill in the blanks".
"ABD, haksiz ve acik secik bir sekilde dunya politikasinin acik yarasi olan irak savasini hammadde ugruna devam ettirmis, askerlerini iraktan tasfiye ettirmeyerek binlerce kisinin olumune sebebiyet vermistir."
kesilmemis kafa,eksik kalan nokta??

20 Şubat 2009 Cuma

bodoslama blog yerlesimi

psikoloji bolumu ogrencisi olmak zor is azizim.. klavye basina oturdum dream listimdeki bir maddeye check atmak yani kendi bologumu olusturmak uzere fakat savunma mekanizmalari bir bir elime,odama,kafama, klavyeme dizildi. s.m. 1)klavyem ingilizce s.m. 2 ) aylakim ben, aylak madamin ilaci olsa kendi keline surer, blog benim neyime.. s.m. 3) facebooktan ozel yasamin ifsasi diye kacan zihniyetin, kemissiz,sansursuz dili olan bir aylakin blog aleminde isi ne..ama gel gor ki bu deli gonul bilincaltindan bilince meyilli bir sekilde ya da her hangi bir sekilde blog sahibi sansli cogunlugun arasina katilmak ister ve freud bu durumda devreye girer ve der ki tum bunlar s.m.. silkin ve en aylak blogu yarat. karsinizdayim efendim en aylak blogum ve ben. "me and u and everyone we know" blogum herbikese aciktir. iyi seyirler :))