17 Eylül 2017 Pazar

sizin internette de var mı bu oyun?



bir dönem istanbul'da çocuklarla çalıştımı biliyorsunuz. 
o dönem çocuklar "bizim evdeki internet" diye ınternete referans verirlerdi. Evdeki internet evdeki kutunun içindeydi, okuldaki internet ise okuldaki kutunun içinde. Olur da evde oynadığı bir oyun sitesi okulda da açılırsa hayretler içerisinde kalıyorlardı; "bu oyun oradan buraya nasıl geldi?". 

ha buradan nerde o eski internetlere bağlayacağım ("nerede o eski..." eklentisi 30 yaşla birlikte otomatik yüklendi, ben indirmedim). Bu bloğa da yazmaya başladığım bir dönem ha tüm buralar anonimdi, diz boyu leş gibi katharsisti. Ay ama ne güzeldi. Bilmeyene o anonimliğin hazzını anlatması zor. Özellikle şimdinin "Rica ediyorum biraz daha kendin olur musun? Bu paylaşımında kendin olmaktan 2,5 santim uzaklaşmışsın" eleştirilerinden uzakta hepimiz bir ayrı harikalar diyarında ne olmak istiyorsak o olmanın pişmiş kellesinde. 

terapotik bir yanı da vardı. Filtresiz, yargılanma korkusuz yazmanın, kendini açmanın hazzı yeminlen filtreli fotolardan fazlaydı. 

bu bloğa artık yazasım yok. Yani yazasım var da buraya yok. Başımı alıp başka yerlere demir atasım, yeniden anonim olasım var. 

ama serde aylaklık var. elim gidiyor da ayak diriyor. 

yılların hukuku var aramızda. 

ben müsadenizle bloglara yeni "anonim filtresi" gelmiş de, kullanınca eski usul paylaşım yapılabiliyormuş oyunu oynayacağım. siz hangi taraftan esiyorsa, paşa gönlünüz nasıl istiyorsa öyle okuyun, ben siz yargılamadan okuyorsunuz oyununu oynayacağım. 

17 Ocak 2015 Cumartesi

Ben size söyleyim aşıktı o kadın!




Ameliyat olmam gerekti geçen yıl. Ameliyat öncesi prosedürleri var, ameliyat sırasında doktorun elinde kalmayacağını kanıtlaman lazım önce. Sonuçta kimse elini kana bulamak istemiyor bir kaç bin liralık hizmet için.   
Bu hizmeti almak için gergin fakat .. bir şekilde EKG odasına girdim. Fakattan sonraya bir şeyler ekleyecem bir ara hatırlatın. Ben yaşta, benden nesnel değerlendirme ile güzel, öznel değerlendirme ile "ne alakası var ya" bir kadın vardı odada. Başı  telefonuna eğik. Belli aşık, ağzı yamuk yamuk gülüyor. Nerede görsem tanırım aşık sırıtışı, yaşım 27. Toplasan zaten ya 5 ya 4 kez görmüşümdür. Bir de gözlerinin içi gülen bakışı, gözlerinin içi gülüp de bana bakan bakışı. Ama ondan bahsetmeyeceğiz. Çünkü yani biliyorsunuz, biten ilişkiler bitmiştir. Hatırlamak istemeyeceğiniz hatıraları unutmak için mükemmel bir fırsat verir size biten ilişkilerin bitmesi. Fakat bir de unutmak istemedikleri var işte insanın. Ama işte daha şimdi söylediğim gibi biten ilişkiler bitmiştir o yüzden bir zahmet hayatınız boyunda hatırlamak istemeyeceğiniz insanların yaşattığı hayatınız boyunda unutmak istemeyeceğiniz güzel duyguları da bir zahmet unutunuz. Neyse.
Aşık sağlık uzmanı aklını telefonuna koyup, alıcıları ayak bileğime, göğsüme falan koydu. Öğrenci misiniz diye sordu. Hayır dedim. Peki siz, aşık mısınız? Hayır dedi, sol yanaktaki gülüşü aldı, sağa koydu. Hayır dedi. Palyaço mevzusuna katılıyorum elbette ve ayrıca ben olsam, sağlık personeli olsam da yalan söylemem. İnsan gözünün önündeki şeye yok denildiğinde haksızlığa uğramış hissediyor kendini. Yalan söyledi o kaltak bana ama ben size söyleyim, aşıktı o kadın. Sonra saçma sapan şeylerden bahsetmeye başladı konuyu değiştirmek için. Gergin görünüyorsunuz, bu küçük bir operasyon, geççek bitçek.. gibi saçmalıklar. Anlamadım sanki. Ben size söyleyim aşıktı o kadın.

12 Ağustos 2014 Salı

Mudurum mudurunuzle gorusmek isterler


Ben memur da oldum. Kalici bir kurumun gecici ozel kalemi olarak dayreye gittim geldim bi kac ay. Insanin devlet kurumlarindan ogrenecegi cok sey var. asla dayrede gecen zamanimi kayip zaman olarak gormedim.

Belgesellerde denk gelmissinizdir siz de fare yutan yilan goruntusune. Iste ondan hoslanmiyorum. Hakeza mudurunun karsisinda ceketini iliklemeye calisan ama beceremeyen memur goruntusunu de sevmiyorum. Bu goruntude beni rahatsiz eden cok sey var. gobegi elvermedigi icin dugme ve ilik biribirine yetismiyor, gobegi buyuten memuriyet, dar gelen ceket yerine baska ceket aldirmayan da memuriyet ama utanan sikilan onun bunun “benim isini bilen memurum” sandigi memur. Bu goruntude gobege takilmayin, gobekten kavusyan dugmeyle, kamburunu cikarip ellerini onde ogusturmak da bir, iki buklum olup el opmeye calismak da…

Bahsi gecen devlet kurumu il milli egitim, ozel kalemi oldugum sahis il milli egitim muduru. Isim, sehir vermeyecegim elbette. zaten gerek de yok. Zira calismaya basladiktan kisa bir sure sonra kibar ve uygun bir dille uyarildim; “pinar hanim mudurumuze lutfen … bey seklinde degil, mudurum diye hitap edin, daha uygun olacaktir”. Memuriyetin sabah sekiz is gitmesi zor gelecek sanmistim, esasinda olay “mudurum” kelimesini dillendirmekteymis. Ilk mudurum deyisimi hatirliyorum. Sinek yutmak gibi bir his. Yuzumu eksitmis olsam gerek ki oda arkadasim sessizce arkadan seslendi “bana da en baslarda cok zor gelmisti, insan alisiyor”. Insan her seye alisiyor, iki gunde duruma vakif olup telefonlari “mudurum mudurunuzle gorusmek isterler” seklinde baglar oldum.


Geldi gecti, toplasan bi iki, saysan ocak subat bilmem ne. geriye memuriyetimden kayip zaman degil asla degil ama alcaltici zaman olarak niteleyecegim bir donem kaldi iste...

24 Mayıs 2014 Cumartesi

hatırlatın da bir ara yine yaşamaya başlayalım


belli dönemlerim oldu benim de pek tabii.. 
hiçbir şey olduğum ve her şey olabileceğime inandığım yıllar mesela.. telaşlı, sarsak.. 
ve sonra bir dahi olmadığım ve de asla olamayacağımı kabul ve idrak ettiğim yıllar..yılgın, kaderci.. 
şimdi de az sancılı değil hani. ne bok olacaksam işte şimdi olmam gerektiği ve fakat benim "bir bira daha, ütuzüçlük" diye geçiştirdiğim yıllar. 

karanfil sokaktan geçerken go oynayan adamlar gördüm, allahını seven defansa da gitsin tabii ama arada bir de benimle go oynasın sevabına.. işte o her şey olabileceğime inandığım yıllarda go oynamaya başlayıp, benden bir bok olmaz dediğim yıllarda  go oynamayı bıraktım. şimdi üstüne koymayı bir yana bırak bari mevcutları koruyalım yıllarımda benimle go oynayacak adamı yanağından öperim! 

12 Mayıs 2014 Pazartesi

surreal


"MAGURO MAGUROO"

sevgilim bir yaz gunu sabah beste tokyo balik halinde boyle bagiriyordu.
maguro japonca ton baligi demek, demekmis, elimizdeki rehber kitap oyle yaziyor. Biz o saatte dilini konusmadigimiz bir ulkede balik halinde tuna baligi acik arttirmasini izlemeye niyetlenmisiz. ve fakat Tsukiji balik pazari dunyadaki emsalleri icersinde en buyugu ve sabahin besinde biz o devasa yapi icerisinde kaybolmusuz. bir o yana bir bu yana ilerlerken sevgilim de tek tuk denk geldigimiz pazarcilara "maguroo maguroo?" diye yol soruyor. onlar elleriyle kollariyla ellerinden geldigince tum vucutlariyla bize yol tarif ediyor biz "arigato arigato".. elimizle kolumuzla elimizden geldigince tum vucudumuzla tesekkur ediyoruz.

sevgilim guzel yemek seviyor, herkes sever, sevgilim daha cok seviyor. Paris'te guzel yemek bulmusuz, bir ara sokak, aile isletiyor, restoran sahibi iceri her gireni operek yerine oturtuyor, bizi opmuyor biz yeniyiz. ama bolca guler yuz. ben cok yorgunum, yapmam ya yapmisim o defa yemekten once redbull istiyorum. Restorandaki herkes guluyor, edepsiz espriler yapip, sevgilimin sirtini sivazliyorlar, bana goz kirpiyorlar, kizara kizara gulumsuyorum. normalde sinirlenirim ya sinirlenmiyorum.

Londra'da bir cuma, sevgilim oglenden mesaj yazmis "aksama lobster&burger" icin isim yazdiriyorum". ah tabii gidelim. ben o gune kadar istakoz belki gormus, yendigini ise bir ihtimal filmlerde gormusum, yasim 25, yemege daha cok saat. youtubedan vidyolar izliyorum "how to eat lobster in a restaurant" sonuna soru isareti koymuyorum, soru isareti koymadan da google istedigim seyi buluyor. google cok comert. ama yine de ilk kez istakoz yerken hep saga sola ah bir de karsimdaki sevgilime bakiyorum, dogru mu yapiyorum?

Seychellesde mahe adasi. mahe'de kumsal ustu catisi bambu tavani kum restoran. bir yaz gunu, tabaklarimizda karides. o gune kadar ogrendiklerim var. istakoz yemeyi youtubedan, catal bicakla karides soymayi sevgilimden ogrenmisim. annem ogretmen, babamin dukkanimiz var. ilkokulda "baban ne is yapiyor?" diye sorulunca heyecanlanip boyle demisim, babamin dukkanimiz var..  iste o gun ordayiz, gunes batiyor, deniz isildiyor biz karidesleri catal bicakla sogutuyoruz. restoranin sahibi masaya geldi, siz dedi, manyak misiniz? tatildesiniz, bir de ustune sahildesiniz zorunuz ne? catal bicak benim, aliyorum, alin elinizle yiyin..

ilk "bu kesinlikle surreal" dediginde neredeydik hatirlayamiyorum. Saniyorum katar doha'da eski sehirde ara sokaklarda yuruyorduk. sevgilimin nicin surreal buldugunu az cok seziyordum ve fakat benim icin elazig'in ara sokaklarinda dolasmaktan pek de farki yoktu. ha belki sokaklarda daha az kadin vardi ve esnaf lokantalari daha kirliydi. ve elbette elazigin arka sokaklari gokdelenler ve yedi yildizli ultra mega luks otellere cikmiyor, neyse ki.. ve yani iste sevgilim o gunden sonra pek cok kez bu lafi dunyanin farkli koselerinde tekrarladi "su anda bu yasadigimiz gercek ustu, farkinda misin?"

cogunuz, biliyorum, hatirlaya hatirlaya yasiyorsunuz, ben unuta unuta. abimin kac yasinda oldugu her soruldugunda yeniden hesaplarim, oldugu yildan dogdugu yili cikaririm, kac yasinda oldugunu hep hatirlasam kafayi yerim, unuta unuta yasiyorum. babam mesela kim sorsa hangi gun oldu, hep yeniden hesaplarim agbimin dogum gununde topraga verildigine gore bir cikar, 29 kasim. hep hatirlasam, maazallah.. unuta unuta..

iste buraya bunlari ondan yazdim, artik cok seyi unuttum, belki iyi de oldu ama kafam ceryan yapacak kadar bosaldi, artik hatirlayacagim seyler koycam, iste sevgilimi koyayim diyorum, her sevgilim dedigimde "MAGUROOO" diyisi var, bu guzel, yuzu guluyor, yuzumu gulduruyor, bu kalsin.. hatirlarim ben bunu...



6 Ekim 2013 Pazar

aile mezarligi

bir ara hatirlatin agaclarin ne agaci oldugunu resimli anlatan kitaplardan alalim. zira altina gomulecegim agacin ne agaci oldugunu onceden ogrenmemde fayda olabilir.

ogretmen okullarinda ne ogretiliyor hic bir fikrim yok ama saniyorum ilk olarak tutumlu olma dersleri falan veriliyor, iste diyorum ki anneme de herhalde ogretmen okulunda ilk bunu ogrettiler, yoksa abim oldugunde niye tekli degil de ucu bir yerde, aile mezarligi almis olalim, degil mi? heralde hesapli olur, buyuyunce cocuklar da girer diye dusundu annem. neyse iste diyecegim henuz olmamis olabirim ama mezarim hazir, bir de agac var henuz gomulmedigim mezarimin tepesinde, cinar degil, o kadar giris duzeyi bilgiye sahibim, ama ne agaci bir fikrim yok, bir ara bakalim.. 


29 Ağustos 2013 Perşembe

bir pasaport, vize, pul..



 cok zamandir kafam duruk, yoksa yazacagim. belki palyaco soyler de yazarim, belki palyaco susar da yazarim..
girmeyin ozelime!

ama diyecegim o degil. diyecegim o ki; revolver bir silahtir, ayrilik aygiti degil! bunu simdi soylemeyecektim, istanbul'u terk'i diyar eylerken kafamda bi bu vardi. bilen bildi, ben istanbul'u cok mutsuz terkettim. ev ciktim bu kafamda, ucak cikti goge bu. revolver dedim, sok o silahi cebine, bu ask biter de her ask biter, sok o silahi cebine..

sonra mutlu oldum, unuttum boyle seyleri. mutluluk bunyeye girince ilk yaptigi bu oluyomus meger, revolver gibi kelimeleri iteliyormus geriye, ben de bilmezdim, ogrendim.

sonra dun Ayse Arman'in Meryem Uzerli soylesisini okudum. cok tanidik. her sehrin karakteri var. istanbul da uzucu bir sehir iste. Meryem Uzerli de aslen revolverle yasamis, bitirmis iliskisini.

neydi bizi, bir takim kadinlari o sehirde nefes alamayacak hale sokan? bir pasaport, vize, pul, "yarali bir hayvan gibi" kacip canini kurtarmaya zorlayan?

gider ayak hep bu konu vardi masamizda biz bir takim istanbul yasayan kadinlarin, bir kadeh, dilim kavun ve bu adamlar neden boyle uzucu?

hala cevabim yok. ama oldu yili askin Londra'da yasadigim, cok kultur, degisik degerler. gordum ki bizim adamlar, istabul adami bir sekilde farkli. Istanbul uzmus kadinlardan ne de cok duydum sevdigim adam bir iliskiye hazir degil lafini.

neyse. dedigim gibi hala yok cevabim. ama iste bi nebze yureklere su serpmeklerse, yaptim oldu, sevdim oldu. kactim oldu... istanbul pis bir sehir, disina cikinca nefes alinmaz sandiriyor asil icinde nefes alamadigi unutturarak...

21 Ekim 2012 Pazar

ben evet burada. siz hala burada?

ben buralara çok uzun bakmazsam bunlar da yok olur sandımdı, olmamış. duruyor hala burada. döner tekrar yazarım da bence tekrar, evet. selametle.

12 Nisan 2012 Perşembe

camış gibi mi?

çocuklarla çalıştım bir ara. bir ufağım her hafta "sevgilin var mı?" diye sorardı. yoktan anlamayınca var dedim bir hafta. "küçük mü?" diye sordu, endişeli ve kıskançtı. düşündüm kim olsa ondan büyük olacak "yok" dedim, büyük. "camış gibi mi?" dedi. "Hahaa değil" dedim (psikolog burada gülüyor). "haa cücük!" dedi.
biraz aşıktı bana zaar, hayali sevgilimin gözüne girmesine imkan ihtimal yoktu.

29 Mart 2012 Perşembe

bana şey oldu, işte şey.. size de olur mu?

depresyondan düşen çocuklar var. bir de depresyondan düşürülen. düşürülenin annesi şey yapıyor, hamileyken depresif oluyor, çocuk düşüyor. anne suçluyor sonra kendini. bu biraz normal gibi. ama işte depresyondan düşen, yani majör depresyondan kendini öldüren çocuklar var bir de. ve inanır mısınız bunların annesi de kendini suçluyor. Benim abim bu ikincisinden. işte ordan biliyorum, sonra annem çok suçladı kendisini. sonra biz hepimiz, kalan aile şöyle yaptık "mutsuzdu Erdem, kaçtı, kendi seçimiydi, şimdi belki mutludur" falan dedik.

Sonra şey oldu. işte suç falan öyle duygular daha uçucu, onlar uçtu biraz ama özlem diye de bir şey var, o biraz kaldı. biraz çok kaldı. ve bir de bak ne oldu; böyle bazen bir yere gidiyorsun, bir film görüyorsun, şarkı çalıyor, küçük çocuklar cıvıldıyor, yerlerde çimen neyin oluyor. hah o zaman diyorsun ki "Erden bu filmi izlese çok severdi, abim buraya gelse...işte bi gelebilse..." öyle şeyler.

işte diyorum ki özlem garip bi duygu. Ben eskiden evden uzağa gittim mi adı gurbet olurdu. Benden eskilerde de öyleymiş, şarkılarda, kitaplarda öyle diyor. şimdi teknoloji öyle şeylere izin vermiyor. Fotoğraflar oluyor facebookta, görünerek konuşuyorsun skype'dan falan. ne güzel. ama annemde bu teknol yok. biz 3 aydır anacımla görünmeden öyle sesli konuşuyoruz.

ve anacım bana dün telefonda şey sordu; "değiştin mi? saçın uzadı mı, nasıl? kilo aldın mı? sigara, sigara ne oldu? bıraktın mı?"

Bu beni kötü yaptı. İşte bu gurbet içi özlem. diğerleri değil. aynı ölene özlem gibi.. bi garip..

9 Mart 2012 Cuma

son iki gündür üçtür oluyor. tanımadığım bir adam yanıma geliyor ve diyor ki "bu kadar kötü olamaz, gül biraz".
diyorum ben de bir şeyler. yorgunum diyorum, öğrenciyim, yapmam gereken şeyler var diyorum. derken inanmıyorum. derken gülmeye çalışıyorum.
"her neyse bu kadar kötü olamaz, gül biraz" diyor tekrar. ve gidiyor.
oluyor böyle şeyler.

23 Aralık 2011 Cuma



ufaklığın tekiyle oyun oynuyorduk; iki yap-boz parçasını önüne aldı. onlar ne dedim, buna basınca dünya yok olcak, dedi. ee diğeri diye sordum, bunla da geri gelcek, dedi.

bilimkurgu ne okurum ne izlerim ne severim. ama kulaktan dolma bilgimle biliyorum ki onlarda hep yok ediyorlar bizim bu dünyayı. bizimki yok etme seçeneğini dışlamayıp geri dönüşüm tuşunu bakii kılıyor. ben etkilenmiştim bu çocuk iyimserliğinden. sizi bilmem.