"Takıntı, Ruhçulukta, “bir bedensiz ruhun bir bedenliyi (insanı) hükmedecek derecede etkisi altına alması” olarak tanımlanır." wikipedia.
söyleyeceklerim var hakim bey!
"bedensiz ruh" günümüzde pek sık rastlanılmayan bir olgu. lakin "ruhsuz beden" deyince pek çok hanım kızımızın, ben hariç değil, gözleri doldu. aha gördüm buğulanıp-uzaklara daldı. kaç sigara yakıldı şu satırlar okunurken, çevrede bedensiz dolaşan ruhlar bilir.
google hala elimin altındayken arattım: "bir ruhsuz bedenin bir bedenliyi (insanı) hükmedecek derecede etkisi altına alması nedir?" diye. google ruhsuz ruhsuz baktı sayın okur. wikipedia kıçını döndü. incisözlüğe bulaşmadım, neme lazım.
ruhun kulaklarını çınlatınca, akıl mı ruhtan çıkar, ruh mu akıldan deyu akıl yürüttüm ve cücük kadar kalan aklıma başvurdum bu soru için.
"bir ruhsuz bedenin bir bedenliyi, daha trajik kılmak için, bedenliden öte ruhlu bir bedenliyi hükmedecek derecede etkisi altına alması puştluktur, şerefsizliktir, kavgada yapılmayacak harekettir. buna izin verme ise gözü kör olasıca körkütük aşktır.
25 Haziran 2010 Cuma
8 Haziran 2010 Salı
ayağını denk al yorganı geçmesin!
sen sen ol başka blogları okuma okur..
bugüne kadar kendi yağında kavrulan en yüzeyselinden bir blog yazarıydım.
ağzımın tadi yemeğimin tuzu hayatımın neşesi vardı.
desem de inanma, anneme birisi sistematik duyarsızlaştırmayı öğretmiş
gün be gün yemeklerden yağı-tuzu biraz daha kesti.
keza tanrının da psikolojiye yatkınlığı yadsınamaz.
o da gün be gün yaşam enerjimden tasarrufa gitti.
isyan etmedim sayın tanrım, yüce tanrım. başlangıç düzeyi bir serzenişti bu. seni senin silahınla vurucam isyanıma sistemetik duyarsızlaştırcam seni, yüce tanrım.
bir gün karşımda "tanrıyla böyle konuşulmaz, ağzını topla" derken bulucan kendini. uyarmadı deme. uyarmadı deme tanrım.
neyse konuya dönelim. konumuza demedim. diyemedim. ne diyicem sayın okur? bu devirde kim kimin davasını sahiplenip arka çıkıyor? hepimiz bir benci. egonun süperegoyu yamulttuğu, idin tüm buralar benim ulan dediği devirler. ah freud. canım freud. devir değişti freud. çelik de değişti freud. bil bunları artık freud.
konumuzda kalmıştık. konumuz şu ki. başka blogları okumayın. ben okudum pişman oldum. zamanında benim elimden tutup yol yordam gösterenim olmadı. şimdi ben yaptım siz yapmayın. son bi kaç gündür o bloğ senin, bu bloğ bir başkasının, o bloğ filancanın bloğ bloğ geziyorum. statcounterınızdaki şişkin tıklanma rekorları hep benim sayemde. şerefisizim okudukça okuyasım geliyor.ne güzel yazanlar var. okudukça yazmayasım bir o kadar konuya bağımlı değişken olup aynı surette azalmak istiyor.yo yo kıskançlık değil başlangıç düzeyi bir öykünme de sen ona.
zaten bloğum-aylağım-gözümün nurunun; fonusu,tonusu, şu üstteki fotosu her şeyiyle şu sıralar gözüme batıyor.
ah o tutucu, tutumlu zamanlar. tepresyon baş gösterince prozaktan önce saçını kestiren, boyatan kadınlar..devir değişti dediydim. tepresyon baş gösterince saçımdan önce blogda değişiklik yapma isteği hasıl oldu. yo yo gelecek post pasta tarifi ya da moda kritiğiyle karşınıza çıkmıyıcam. benim de sınrılılıklarım var. bekle gör.
uslu dur.
yanındakiyle konuşma.
başka blogları sakın okuma.
saalıcakla.
bugüne kadar kendi yağında kavrulan en yüzeyselinden bir blog yazarıydım.
ağzımın tadi yemeğimin tuzu hayatımın neşesi vardı.
desem de inanma, anneme birisi sistematik duyarsızlaştırmayı öğretmiş
gün be gün yemeklerden yağı-tuzu biraz daha kesti.
keza tanrının da psikolojiye yatkınlığı yadsınamaz.
o da gün be gün yaşam enerjimden tasarrufa gitti.
isyan etmedim sayın tanrım, yüce tanrım. başlangıç düzeyi bir serzenişti bu. seni senin silahınla vurucam isyanıma sistemetik duyarsızlaştırcam seni, yüce tanrım.
bir gün karşımda "tanrıyla böyle konuşulmaz, ağzını topla" derken bulucan kendini. uyarmadı deme. uyarmadı deme tanrım.
neyse konuya dönelim. konumuza demedim. diyemedim. ne diyicem sayın okur? bu devirde kim kimin davasını sahiplenip arka çıkıyor? hepimiz bir benci. egonun süperegoyu yamulttuğu, idin tüm buralar benim ulan dediği devirler. ah freud. canım freud. devir değişti freud. çelik de değişti freud. bil bunları artık freud.
konumuzda kalmıştık. konumuz şu ki. başka blogları okumayın. ben okudum pişman oldum. zamanında benim elimden tutup yol yordam gösterenim olmadı. şimdi ben yaptım siz yapmayın. son bi kaç gündür o bloğ senin, bu bloğ bir başkasının, o bloğ filancanın bloğ bloğ geziyorum. statcounterınızdaki şişkin tıklanma rekorları hep benim sayemde. şerefisizim okudukça okuyasım geliyor.ne güzel yazanlar var. okudukça yazmayasım bir o kadar konuya bağımlı değişken olup aynı surette azalmak istiyor.yo yo kıskançlık değil başlangıç düzeyi bir öykünme de sen ona.
zaten bloğum-aylağım-gözümün nurunun; fonusu,tonusu, şu üstteki fotosu her şeyiyle şu sıralar gözüme batıyor.
ah o tutucu, tutumlu zamanlar. tepresyon baş gösterince prozaktan önce saçını kestiren, boyatan kadınlar..devir değişti dediydim. tepresyon baş gösterince saçımdan önce blogda değişiklik yapma isteği hasıl oldu. yo yo gelecek post pasta tarifi ya da moda kritiğiyle karşınıza çıkmıyıcam. benim de sınrılılıklarım var. bekle gör.
uslu dur.
yanındakiyle konuşma.
başka blogları sakın okuma.
saalıcakla.
4 Haziran 2010 Cuma
sıkıldım ve sikildim, türkçe "karakter eksikliği"nden fazlası var bu ikisi arasında..
çok sıkıldım lan blog.
eskiden bi boşluk, açlık vardı içimde
ne atsam alıyordu, ne atsam dolmuyordu.
şimdi kafam dolmuş, içim kabarmış.
şimdi hiç bir şeyi kabul etmiyor.
kimseyi, hiç bir şeyi kabul etmiyor.
eskiden bi boşluk, açlık vardı içimde
ne atsam alıyordu, ne atsam dolmuyordu.
şimdi kafam dolmuş, içim kabarmış.
şimdi hiç bir şeyi kabul etmiyor.
kimseyi, hiç bir şeyi kabul etmiyor.
2 Haziran 2010 Çarşamba
ilişkileşmek
yaz geldi ilişkiler sezon açtı. çevremdeki herkesin bir ilişkileştiği var bu sıralar. bendeyse durum günü birlikleri birleştirip beşi bir yerdeden altın günümde çeyrek topluyorum.
e tabi kiraz mevsimi boy gösterince "erkekler" başlıklı kız buluşmaları da perdeleri açtı.
hani genel kabul gören bir söylem vardır ya Türk erkekleri cinselliği ebeveynlerinden, güvenilir kaynaklardan değil de porno dergilerinden (cd'lerinden), akran muhabbetlerinden öğrenir diye. işte Türk kızları da ilişkileşmeyi kız toplaşmalarındna öğrenir. halbuki her ikisinde de aynı hezimet yaşanır.
biz kızlar biririmizin ilişkilerine ne kadar zarar veriyoruz görmek çok da zor değil. kızların birbirine sorduğu "aa hala aramadı mı seni?" sorusu yüzünden her gün kaç ilişki ziyan ediliyor bir bilseniz.. hele hele "ee ailesi de iyi" cümle öbeği tehlike çanlarının ilk sinyali gibi.
bütün kızlar gene toplaşalım, kısır mısır yapalım ne biliyim regli sancısına küfredelim ama zaten ilişkileşmek sonusuz çeşitlilikte bir hadise. kendi sınırlı evrenimizden edindiğimiz 3-5 ilişki repertuarımızla müdehale de sınır tanımazlık da neyin nesi?
e tabi kiraz mevsimi boy gösterince "erkekler" başlıklı kız buluşmaları da perdeleri açtı.
hani genel kabul gören bir söylem vardır ya Türk erkekleri cinselliği ebeveynlerinden, güvenilir kaynaklardan değil de porno dergilerinden (cd'lerinden), akran muhabbetlerinden öğrenir diye. işte Türk kızları da ilişkileşmeyi kız toplaşmalarındna öğrenir. halbuki her ikisinde de aynı hezimet yaşanır.
biz kızlar biririmizin ilişkilerine ne kadar zarar veriyoruz görmek çok da zor değil. kızların birbirine sorduğu "aa hala aramadı mı seni?" sorusu yüzünden her gün kaç ilişki ziyan ediliyor bir bilseniz.. hele hele "ee ailesi de iyi" cümle öbeği tehlike çanlarının ilk sinyali gibi.
bütün kızlar gene toplaşalım, kısır mısır yapalım ne biliyim regli sancısına küfredelim ama zaten ilişkileşmek sonusuz çeşitlilikte bir hadise. kendi sınırlı evrenimizden edindiğimiz 3-5 ilişki repertuarımızla müdehale de sınır tanımazlık da neyin nesi?
25 Mayıs 2010 Salı
premenstrual syndrome
geçen hüseyin usta bir postun altına yaptığı yorumda "sen tanrı olsaydın?" la başlayan bir soru sordu.. bir miktar zihnimi meşgul etti bu soru.
düşündüm ve sonuca vardım, ben tanrı olsaydım, ki benden tanrı olmaz, ilk iş halkların karşeşliği ve barışı için pre-mens sendromunda bir miktar değişiklik yapardım. mesela göğüsler daha çok büyüsün ama sinirlilik- gerginlik hali ortadan kalksın. bakın ciddiyim. işin geyiğinde değilim. sinirlilik hali ortadan kalkınca pre-mens dönemindeki kadın kocasına, sevgilisine, sevdiceğine duruduk yerde çıkışmayacak. çıkışılan koca, sevgili işe gidince durduk yerde çaycısına, alt rütbedekine gene durduk yerde çıkışmıyıcak. durduk yerde savaşlar, kavgalar, can sıkıntıları olmayacak..
dahiyane değil mi.
evet.
ben de dünyanın en yüzeysel insanıyım.
evet.
düşündüm ve sonuca vardım, ben tanrı olsaydım, ki benden tanrı olmaz, ilk iş halkların karşeşliği ve barışı için pre-mens sendromunda bir miktar değişiklik yapardım. mesela göğüsler daha çok büyüsün ama sinirlilik- gerginlik hali ortadan kalksın. bakın ciddiyim. işin geyiğinde değilim. sinirlilik hali ortadan kalkınca pre-mens dönemindeki kadın kocasına, sevgilisine, sevdiceğine duruduk yerde çıkışmayacak. çıkışılan koca, sevgili işe gidince durduk yerde çaycısına, alt rütbedekine gene durduk yerde çıkışmıyıcak. durduk yerde savaşlar, kavgalar, can sıkıntıları olmayacak..
dahiyane değil mi.
evet.
ben de dünyanın en yüzeysel insanıyım.
evet.
19 Mayıs 2010 Çarşamba
kömür karası
işçiler madenci olurken ölme riskini biliyorlardı diyen başbakanımıza, tanrın seni yaratırken bu kadar kalpsiz olabileceğini biliyor muydu? diye sormak isterim..
belki o işçilerin başka çaresi yoktu evlerine ekmek götürmek için, Türk halkının 3'te birinin senin partine oy verdiğini varsayarsak belki de o 30 işçiden 10'unun evinde en az 3 çocuk, en az 4 can vardı doyurulması gereken...
belki o işçilerin başka çaresi yoktu bile bile her gün ölüm korkusuyla çalışmak dışında.
tamam inançlı biri değilim, hala kafam karışık bir tanrının olup olmadığıyla ilgili ama sayın başbakanım hepimiz bir işe girişirken bardağın dolu tarafıyla başlıyoruz. eminim ki ne o maden işçileri ne de seni yaratan tanrın işlerin bu kadar çığrından çıkabileceğini hesaba katmamıştır..
belki o işçilerin başka çaresi yoktu evlerine ekmek götürmek için, Türk halkının 3'te birinin senin partine oy verdiğini varsayarsak belki de o 30 işçiden 10'unun evinde en az 3 çocuk, en az 4 can vardı doyurulması gereken...
belki o işçilerin başka çaresi yoktu bile bile her gün ölüm korkusuyla çalışmak dışında.
tamam inançlı biri değilim, hala kafam karışık bir tanrının olup olmadığıyla ilgili ama sayın başbakanım hepimiz bir işe girişirken bardağın dolu tarafıyla başlıyoruz. eminim ki ne o maden işçileri ne de seni yaratan tanrın işlerin bu kadar çığrından çıkabileceğini hesaba katmamıştır..
dead man

Nobody: Did you kill the white man who killed you?
William Blake: I'm not dead. Am I?'
rüyalarda ölünce,öldürünce, yaralanınca kan akmaz derler..kan akmayınca öldüğüne, öldürdüğüne inanmak zor gibi. ama kan akmasa da ölen birileri olabiliyor. acıtmadan, farketmeden öldürenlerimiz de var, evet. öldürdüklerim oldu, öldüğüm de oldu ama bu repliği okuyunca daha bir netleşti.. farketmeden öldürüldüğüm, silindiğim hala rüya devam ediyor sandığım, gerçek-replik yüzüme çarpınca da "I'm not dead, am I?" dediklerim ne çok birikmiş..
(jim jarmusch'un Dead Man filminden bu replik.şiddetle tavsiye ederim.)
7 Mayıs 2010 Cuma
görükmez adam

yalnızlıktan muzdarip çocuklar hayali arkadaşlar, görükmez adamlar yaratıp onlarlan konuşuyollar. biz de bir gün facebooku yüceltip diğer gün bloğa yüklenip öteki gün en çok twitterda post giriyoruz. itiraf ediyorum her gün bir başka görükmez hayali arkadaşımı kayırıyorum.
bugünki etkinlik saatimizin sonuna geldik.
hadi çocuklar özetleyelim bugün ne öğrendik: facebok,blog vs pek cici görükmez adamlarımız olan regresyonlarımızmış.
yarın yine aynı saatte..saalıcakla
ağlanacak halime ne yapayım bilemedim.
bu su hiç burmaz dur desen durmaz
benden adam olmaz.
azıcık da olmaz.
ayinesi iş ola ki kişinin lafa bakılmaz imiş.
iş'te döndüm durdum bulamadım,
kalktım bloga geldim baktım ettiğim laflara,
laf lafı açmış da az biraz laflmışız da
neyleyim duramadım
ben kendimi bulamadım.
kelam güçtür derler,
gel bul beni dediysem eğer
kastım gel buldur benidir
elçiye zeval olmaz.
kabulünsem benden adam olmaz.
bu su hiç burmaz dur desen durmaz
benden adam olmaz.
azıcık da olmaz.
ayinesi iş ola ki kişinin lafa bakılmaz imiş.
iş'te döndüm durdum bulamadım,
kalktım bloga geldim baktım ettiğim laflara,
laf lafı açmış da az biraz laflmışız da
neyleyim duramadım
ben kendimi bulamadım.
kelam güçtür derler,
gel bul beni dediysem eğer
kastım gel buldur benidir
elçiye zeval olmaz.
kabulünsem benden adam olmaz.
4 Mayıs 2010 Salı
montla sıç
3 Mayıs 2010 Pazartesi
mohsen namjoo-nobahari
mohsen namjoo'nun facebookta paylaşılan bir şarkısının altında gördüm bu şiiri.. bilemedim gerçekten şarkının sözlerimi. (bilen varsa bilgi versin lütfen)
önce tekrar tekrar şarkıyı dinledim, sonra tekrar tekrar şiiri okudum. derinlerde bir yere dokundu, elimin uzanmadığı.. dilimin söylemeye varmadığını yüzüme vurdu..

"Olur da olamazsam buralarda Yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum,uyumak.. Yüzyıllarca uyumak..
İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım Bu yolları yan yana yürümekten yanayım..
Erguvanlar açmaya başladı,mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri,kokuna bi isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim.
Geldiğinde bir masada kahvemizi yudumlayıp, heyecanla dedikodu yapacağız, sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim..
Biraz sessizlik olacak sonra Sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın.
Cümlelerim topallayacak,ağır aksak kelimelerle soracağım; Nasılsın? Nasılsın derken bile iyi olmana dualar edior olacağım..
Hiçbir sözümüz umutsuzluk taşımayacak, inanacağız, inandıracağız, yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine.
Herkesin unuttuğu küçük bir çocuğa gülümseyerek, İnsanların koşarak geçerken farketmediği selpakçı amcanın gülüşüne karşılık vererek..
Ve bırakarak bu dünyanın tümm kandırmacılarını kendimize insanca bir yol çizeceğiz! Gelmek isteyen ardımıza düşecek..
Gel ! Orda mutlu olduğunu biliyorum ama inan bencilce değil bu isteğim.
Birgün hiç gelmemeye karar vererek gidersen,bavulumu hazırladım geçmişi koymadım içine,adı ‘ geçmiş’ olacak gelecekleri beraber yaşayalım diye !
Gitme ! Seni şah damarıma sakladım,adım atarsan yırtılır derim,kanar dizlerim. Ölürüm.Birdaha ayrılığı kaldıramam ,yüküm ağır !
Susma ! Kelimelerin senin ayak izlerin. Nereye gittiğini bulamazsa ölür benim ellerim !
Seni Seviyorum …"
önce tekrar tekrar şarkıyı dinledim, sonra tekrar tekrar şiiri okudum. derinlerde bir yere dokundu, elimin uzanmadığı.. dilimin söylemeye varmadığını yüzüme vurdu..

"Olur da olamazsam buralarda Yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum,uyumak.. Yüzyıllarca uyumak..
İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım Bu yolları yan yana yürümekten yanayım..
Erguvanlar açmaya başladı,mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri,kokuna bi isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim.
Geldiğinde bir masada kahvemizi yudumlayıp, heyecanla dedikodu yapacağız, sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim..
Biraz sessizlik olacak sonra Sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın.
Cümlelerim topallayacak,ağır aksak kelimelerle soracağım; Nasılsın? Nasılsın derken bile iyi olmana dualar edior olacağım..
Hiçbir sözümüz umutsuzluk taşımayacak, inanacağız, inandıracağız, yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine.
Herkesin unuttuğu küçük bir çocuğa gülümseyerek, İnsanların koşarak geçerken farketmediği selpakçı amcanın gülüşüne karşılık vererek..
Ve bırakarak bu dünyanın tümm kandırmacılarını kendimize insanca bir yol çizeceğiz! Gelmek isteyen ardımıza düşecek..
Gel ! Orda mutlu olduğunu biliyorum ama inan bencilce değil bu isteğim.
Birgün hiç gelmemeye karar vererek gidersen,bavulumu hazırladım geçmişi koymadım içine,adı ‘ geçmiş’ olacak gelecekleri beraber yaşayalım diye !
Gitme ! Seni şah damarıma sakladım,adım atarsan yırtılır derim,kanar dizlerim. Ölürüm.Birdaha ayrılığı kaldıramam ,yüküm ağır !
Susma ! Kelimelerin senin ayak izlerin. Nereye gittiğini bulamazsa ölür benim ellerim !
Seni Seviyorum …"
28 Nisan 2010 Çarşamba
playlist

saatlerdir dinlemekten hiç de haz alamadığım bir playlisti dinliyorum.. yeni şarkı eklemeye üşeniyorum, acı çekmekten hoşlanır gibi bir halim var.
arada "music" klasörünü açıp bir parça ekliyorum. ama karışık çalıyor liste, tekrar windows media playerı açıp o şarkıyı çalmıyorum.. listede öyle bekliyor diğerlerinden biraz daha fazla sevdiğim şarkı.sırasını bekliyor.
evet kirliler sepeti, evet hepsi bir arada evet ikili ilişkiler evet bumerang evet kendini tekrar evet kafam karışık evet dekadans..dans et benimle.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

